Buradasınız

Kahraman Maraşlı

KAHRAMAN MARAŞLI Kahramanmaraş halkı, milliyetine, dinine, toprağına bağlıdır. Çalışkan ve sabırlı olup, sade bir hayat yaşarlar. Hiçbir zaman milli ve dini inançlarından fedakârlık yapmamışlardır. Bağımsızlığının sembolü bayrağıdır. Bayrağını ve toprağını canı pahasına da olsa korumaktan çekinmez. Yabancı bayrağının altında yasamaktansa ölümü tercih eder. Parola "Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm'dür. 1515 yılından beri Osmanlı imparatorluğunun bütün cephelerinde çarpışmış, hatta göç ederek zamanın serhat şehirlerine yerleşerek kale muhafızlığı görevi yapmıştır. Bu gün, Kıbrıs'ta, Bulgaristan'ın Harmanlı, Yunanistan'ın Dimetoka bölgesinde ve Balkanların birçok yerinde Maraş isimli yerlere rastlamak mümkündür. Kurtuluş Savaşında kendi şehirlerini kurtardıktan sonra, Antep, Islahiye, Bahçe, Haruniye, Osmaniye ve hatta Kozan'ın yardımına koşmuşlar, buralarda şehitler vermiş ve gazi olmuşlardır. Antep'e gidecek birliklerin donatımına, bir taraftan erkekler artırmaya konulan bir teşbihe büyük para verirken, kadınlar; bileziklerini, küpelerini, gerdanlıklarını çıkararak içten gelen samimi bir duygu ile seve seve vermişlerdir. Bu savaşta Kahramanmaraşlılar, Türk ve dünya askeri tarihine gayri nizami savaşın en güzel örneğini yazdırmışlardır. Şimdide Kahramanmaraşlı için yazılanlara bir göz atalım: Maraş'ın kurtuluşu üzerine 12 Şubat 1336 tarihli Heyeti Temsiliye namına Mustafa Kemal imzasıyla, Maraş Müdafaa i Hukuk Cemiyetine, Maraş Belediye Riyasetine ve Maraş'ta Kuva-i Milliye Kumandanı Kılıç Ali Bey'e şu telgraf çekilmişti. "Çarpışan ve nihayet muvaffak olan Kahramanmaraşlı'ları bütün memleket namına tebrik ve tazize silah ederiz. Maraşlılar bu kahramane müdafaaları ile dava-i milliyenin ulviyyetini ve milletimizin yaşamak, müstakillen yaşamak hususundaki irade-i aliyyesini bütün cihana ibraz ettiler. Şuhadalarımıza dualar, selamlar." Aynı tarih ve "Tehiri gayr-ı caizdir" ibaresiyle Heyet-i Temsiliyye namına Mustafa Kemal imzası ile bilumum Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine de şu telgraf çekilmişti: "Düşman taarruzuna karşı kahramanca silaha sarılan Maraşlı kardeşlerimiz yirmi güne yaklaşan bir zamandan beri kan ve ateşler içerisinde istilacı Fransızlara, onların silahlandıracağı hunhar Ermenilere karşı savaşmakta idiler, 10 - 11 Şubat gecesi düşmanı İslahiye istikametindi firara mecbur ederek mevcudiyeti milliyelerini kazanmaya muvaffak olmuşlardır." 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa 13 Şubat 1920 tarihinde Maraş Mutasarrıflığına şu telgrafı çekiyordu: "Maraş kahramanlarının Türklüğe has olan celadet ve fedakarlıkları neticesinde sevgili bayraklarımızın yine Maraş üzerinde dalgalandığını haber almakla bütün kolordum en büyük sevinçler duymaktadır. Öldünüz, fakat Türklüğü öldürmediniz. Tarih-i millimize kanınızla ve hayatınızla emsalsiz bir menkıbe-i celadat yazdınız. Maraşlıların ve sizin alnınızdan öper, Kolordunun hissiyat-ı mimanesini arz eylerim." Heyeti Temsiliyye tarafından Maraş ve Antep cephelerinde görevlendirilen Kılıç Ali Bey, Maraşlıları şöyle anlatıyor: "Maraşlılar, gürbüz, sağlam, cesur, mert insanlardır. Daima güler yüzlü olan ve benim eski tanıdığım Maraşlılar, zamanında sakin durmasını bilen ve zamanı geldiğinde de kudretinden bir şey kaybetmeksizin sesim dünyaya duyurarak ateş püsküren temiz yürekli yiğitlerdir. Milli taassupları kuvvetliydi. Bu konudaki hassasiyetlerini fiilen göstermişlerdir. Dostlarına dost, düşmanlarıma düşman olan yiğit Maraşlıları ben çok severim, limanın halkı ile siperlerde diz dize, dirsek dirseğe savaşmış olmak benim için unutulmaz bir hatıradır." Yazar Murat Sertoğlu "Kendini Kurtaran Şehir, Kahramanmaraş'ın Destanı" isimli Tercüman Gazetesi'nde yayımlanan tefrikasında görüşlerini: "Maraş'ı emsalsiz bir bayram havası içinde tanıdım ve gördüm. Onları bütün yüreğimle sevdim. Onlara hayran kaldım. Atatürk'ün, Cumhuriyet'ini onuncu yıl dönümünde söylediği bir vecize vardır: NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!, buna ilave etmek lazım; NE MUTLU MARAŞLIYIM DİYENE!" diye ifade etmiştir. Şimdi de bir Fransız'ı dinleyelim: 1939 yılında Balkanlı gazetecilerle birlikte, Fransızların geçilmez sandığı Maginot hattını gezen gazeteci Celalettin EZİNE' ye Maraş harbine katılan bir Fransız Tabip yarbayın söyledikleri: "... Umumi harbin sonu idi. Topunuz tüfeğinin yoktu. Fakat derme çatma kuvvetlerden teşkil ettiğinin kıtalar ve şehrin ahalisi, dünyanın en muntazam ve galip ordusuna, bize karşı koydular. Kolsuz yaralıların, silahlarının namlularını dişleri ile sıktıklarını, kadınlarınızın omuzlarında cephane taşıdıklarını gördüm. Akıllara sağmadı. İnsan havsalası ve mantık denilen şeylerin saçmalığına o gün şahit oldum. Ordu taktiği ve kitaplarda okuduğumu: sevkulceyş kanunları Maraş'ın önünde iflas ettiler." Kahramanmaraşlılar gösterdikleri bu kahramanlıklar sonucu TBMM tarafından 2626 numaralı ve 66 sayılı kanunla Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Böyle bir madalya dünyada ve Türkiye de ilk defa bir şehir halkına verilmekte idi. Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY, Maraşlı' nın kahramanlığını 19 Kasım 1920 günü Kastamonu Nasrullah Camii'nde verdiği Milli vaaz'ında bütün Türk Milletine şöyle haykırarak misal gösteriyordu. Ey Cemaati Müslimin! Size bu kürsüden ecdadımızın kahramanlıklarını hikaye edecek değilim. Çünkü ibreti maziden göstermektense, halden misaller getirmek daha kestirme olacak. İşte Maraş ve Adamı havalisindeki bir avuç Kahraman dindaşımız bir senedir Fransızların toplarına göğüs geriyorlar. itlaftan ciddi bir imdat alamadıkları, ehemmiyetli bir yardım görmedikleri halde, düşmanın en müthiş silahlarla müselleh bulunan ordularına karşı duruyorlar. Yağmur gibi yağan kurşunlar, yıldırım gibi inen gülleler bunların azmini sarsmıyor. İslam'ı sonuna kadar müdafaa için vermiş oldukları ahde,can kaygısı, ölüm korkusu gibi şeylerin zerre kadar tesiri olmuyor. İste evvela İngilizlerin, sonra Fransızların hücumuna göğüs geren, bundan başka İngiliz, Fransız silahlarıyla teslih edilen E r m e u i l e r i n de türlü türlü melanetlerine hıyanetlerine maruz kalan şu bir avuç Müslüman ye'se kapılmadı, azme sarıldı. Bulabildiği kuvvetle, silahla, mücadele meydanına atıldı... Şahlandı kale'n bir ebedi nura boyandı Tekrarlandı halkın verilen en büyük andı Bak burcuna, şahit ona. nâmus-u muazzam Sarmıştı o gün ufkunu çepeçevre bütün gam Sarsıldı bu feryat ile, Ulu Camii Bir sel gibi taştı köprüden dopdulu camii Allah Allah sesi yükseldi semaya heyecandan Kuvvet alarak kükredi nabzındaki kandan Göklerde fişekler tutuşup nara atıldı Namert olan ellerle, şerefler de satıldı Bir vecd ile başkoymuş iken secdeye herkes Ulucamii mimberinden haykırdı bir gür ses Hür olmak için bayrağının esmesi lazım Esmesse eğer nafiledir bil ki namazın Kılma namazı bayrağının çöktüğü yerde Düşman elinin Türk kanını döktüğü yerde ADİLE KANDEĞER

Paylaşın