Buradasınız

Hep Kahraman Maraşlı

HEP KAHRAMAN MARAŞLI

 

Sadece bugün değil, tarih boyunca şanla şerefle doludur, Maraş, Maraş tarihine şöyle bir göz attığımızda Kıbrıs'ın fethinde Maraşlı var. Barbaros Hayreddin Paşa'nın Leventlerinin ç o ğ u n u n. Maraşlılardan oluştuğunu öğreniyoruz, Kahraman Maraş, Osmanlı Devletinin sancağını denizlerde şerefle dalgalandıran Barbaros Hayreddin Paşa'nın yardımcılarının bağrından çıkarmıştır.

Barbaros Hayrettin Paşanın hatıralarında Maraşlılarla ilgili bölümde Temmuz 1535 tarihinde Tunus'a hakim oluşunu anlatırken "Son bir huruç hareketi yaptım, dönüşte Tunus halkı, şehrin kapılarını yüzümüze kapadı. Esasen Cafer adında yeni Müslüman olmuş bir kafir, zindan kapılarını açıp Hıristiyan esirleri şehre salmış, bunlar Tunus'a hakim olmuşlardı. Korkunç bir yarma taarruzu yaptım, "Yer ve gök Allah, Allah" sedalarından inledi. Leventlerimin naraları bulutlara aksedip geri dönüyor, düşmanın yüreğini titretiyordu. Ekserisi Maraşlı olan leventlerimin birkaç bini şehit düştü. Yüce Allah bilir, bende onların arasında olmak isterdim.

Canımı kurtardığıma şu bakımdan memnun oldum ki, Avrupa'nın asıl zadeleri arasında sırf beni zincirlere vurulmuş görmek için Tunus'a kadar zahmet edip gelenler vardı. Hevesleri kursaklarında kaldı.

Barbaros Hayrettin Paşa'nın hatıralarından anlıyoruz ki l e v e n t l e r i n i n çoğunluğu Maraşlı Türklerden oluşuyordu Akdeniz Türk gölü haline gelmesinde Maraşlı askerlerin büyük payları vardı.

Yavuz Sultan Selim'in Memluklarla yapılan Mercidabık ve Ridaniye muharebelerine binlerce Maraşlı katılmış büyük yararlılıklar göstermiş, padişah tarafından ödüllendirilmiştir.

Deniz seferlerinden, kara muzafferiyetine Türk tarihinin her altın Sayfasında hep Maraşlı olduğu gibi durdurulamayan güç sahiplerine haddini bildirmede de yine Maraşlı var. Kahraman sıfatı kaderin bir cilvesidir ki sadece Fransız işgalindeki şanlı direnişe değil, Maraşlının tarihten tevarüs eden bu ruhuna verilmiştir. Nitekim devletin çıkardığı her orduyu tepeleyerek Anadolu'yu istila eden Mısırlı İbrahim Paşa Gâvur Dağını da almaya kalktı. Hâlbuki babası Mehmet Ali Paşa eski kurttur, ona demiş ki: "Ovadaki devlet ordularına ne yaparsan yap, fakat dağdaki Türk'ten çekin!" Atak ve haşin İbrahim kazandığı zaferle sarhoş, bu nasihati unutmuş olacak. Dağ Türkü İbrahim Paşaya durduruyor Koca imparatorluğu beş defa yenen sadece şu bir dağlık Türk'e yenilmişti. İbrahim Paşa bütün hazinelerini vererek canını güç kurtarmıştı. İşte devletteki çürüyen taraf işte millete kalan sağlam taraf...

İsmail Habip Sevük Yurttan Yazıları'nda Maraş ve Maraşlı adlı yazısında Maraşlının ruh yüceliğini ve Maraş'ın enfüsi cephesini şöyle ifade ediyor:

"Antep yolundan gelirken, şoför uzaktan bir yeri parmağıyla işaret ederek "İste Maraş" dediği zaman şaşırdım. Toprak sırtlı, boz renkli ve çıplak ahır dağının eteğine doğru yeşil bir gölge uzuyor. Dulkadiroğullarının bu kadar zaman taht kurduğu ünlü Maraş bu mu? Yağlı boya tablolara Uzaktan bakılır. Meğer Maraş'a yakından bakılmalıymış. Ulu Caminin önünden geçerken şöyle bir avludan bakıyordum. Mısırlı İbrahim Paşa Maraş'ı aldığı zaman ilk cuma namazını burada kılmıştı. Camiye girince vaiz ayağa kalkar, İbrahim Paşa o kadar yufka yüreklidir ki «Camide herkes müsavidir » diyerek cemaati ayakta tutmamak için hemen kapının arkasına oturur. Ama o paşa ki, bir asker başkasının sütünü içtiği için adalet yapacağım diye askerin içtiği sütü çıkarttırmıştır. Osman adındaki kölesi izinsiz harmana gittiği için vahşice öldürtmüştür, Saçaklızade ise İbrahim Paşaya unutulmaz bir ders verir. Nüktelerin en incesiyle verilen bir ders... İbrahim Paşa şehrin hocalarını sorar. Saçaklızade'yi söylerler. "Çağırın gelsin" der ama Saçaklızade Hoca gelmez. İbrahim Paşa'yı caminin başında bekler Saçaklızade Hoca. Çünkü caminin damı akmaktadır. İbrahim Paşa "niye davetime icabet etmediniz?" deyince; Saçaklızade İbrahim Paşa'ya "sizi camiinin damına çağırdığımın sebebi budur ki gittiğiniz yeri kurutuyorsunuz buraya çıkında burada kurusun" diyerek kendinden izinsiz hamana giden askerini öldürterek ceza veren İbrahim Paşa'yı Maraşlının ince zekasıyla tedip eder.

Ulu Camii ise Maraş'ın, Maraşlının ruh merkezi Düşman bayrağını indirme aşkı bu camide başlıyor Maraşlılar 23 günlük bir cenk yaşayarak Maraş'ı kurtarıyor.

"Mercimek tepeye çıktığını duyduk.

On iki cepheden saldırdık vurduk"

Maraş kurtuldu; fakat Antep kuşatılmıştı. Maraş'ı kurtaranlar şimdi de Antep'in yardımına koşuyorlar:

"Dayan Antep dayan Maraş geliyor."

Antep dayanmıştı. Bayrak nedir? Hepimizi bir yapan büyü... Antep hem hakkan hem kanunen "Gazi" oldu. Maraş'a da umumen Kahraman denir.

Umumen Kahraman denen Maraş, Müslüman Türk'ün dara düştüğü her yerde bir ihtiyat akçesi gibi durur. Bu sebeple ki ona yağlı boya tablo gibi uzaktan değil yakından bakmalı ruhuna nüfuz etmeli Maraş ve Maraşlı Türkün istiklal Marşında belirttiği "son

ocaktır" sönmediği müddetçe vatan ebediyete kadar payidar kalacaktır.

KİNLE KARIŞIK MEMLEKET HASRETİ

Merhum Hacı Ahmet Kümenç'ten yakınlarının dinlediği ilginç bir hatıra var. Rahmetli 1960'lı yılların birinde kara yoluyla Suriye üzerinden Hacc'a gitmektedir. Mevsim güz. Otobüs bir akşam üzeri Halep'te mola verir. Hacı adayları azıklarını çıkarıp karınlarını doyurmaktadır. Ahmet Efendinin yol azığı arasında bir sepet üzüm de vardır. Sepetin üzerindeki asma yapraklarını kaldırır, şöyle irice bir üzüm salkımını seçip münasip bir yere bağdaş kurarak hetiflemeye başlar. Öteden bir Halepli yaklaşır; "Afiyet olsun, Maraşlı mısın sen" diye Türkçe sorar. Mehmet Efendi bir taraftan adamın Türkçe konuşmasına, bir taraftan yekten "Maraşlı mısın?" diye sormasına şaşmıştır; üstelik ağzında da üzüm vardır. "Evet" manasında "hıı" diye bilir ancak. "Peki" der adam, "Sepetteki üzümler Tömeğin üzümü mü?" Mehmet Efendi yine bir tuhaf "hıı" sesi Çıkarır, arkasından da "Nerden bildin?" diye ekler ama cevap alamaz. Beriki sormaya devam etmektedir: "Maraş'ta havalar nasıl, iyi mi? Poyraz esiyormu gene deli deli" Şaşkınlıktan üzüm taneleri dörder beşer ağzına atan Mehmet efendi biraz da bu yüzden iyice konuşamaz olmuştur. Adamın soru sormaktan çok Maraş'la ilgili sohbet ediyor olmaktan dolayı aklı gitmektedir sanki. Bizimki yine arada bir "hıı" demekte, "Yahu, sen bunları nerden biliyorsun?" diye söylenmekledir. Nihayet "Beyazıt Beyleri de duruyor mu daha?" diye sorar adam. Ahmet Efendi, "Hıı, duruyor" cevabını verince. "Öyleyse ben o Maraş'ın içine..." diyerek okkalı bir küfür savurup uzaklaşır oradan Çevredeki diğer Haleplilerden soruşturulur; meğer adam Maraşlı Ermenilerdenmiş.

NENEMİ ANAMDAN ÇOK SEVERİM

Eskiden mahalle mahalle dolaşıp çıngıraklarını sallayarak "kaymaak" diye bağıran tahta arabalı seyyar dondurmacılar vardı. Seslerini duyar duymaz sokağa fırlayan çocuklar başlarına üşüşür, "Emmi 10 kuruşluk da bana ver" diye çağrışırlardı. Çocukların yolunu gözlediği dondurmacılardan biri de Ali Emmi'ydi. Çocuk yaşta Maraş Harbi'nin en zor günlerini yaşamış, yaşadıklarını unutamamıştı. Dondurmacı Ali Emmi, yıllar sonra bir dostuna "Ben nenemi anamdan çok severim. Nenem Fato Karı yanımda daha kıymetli" demiş, sebebini şöyle anlatmıştı:

"Harpte 5 yaşında çocuktum. Evimiz Çomaklı (Sakarya) Mahallesindeydi. Fransız gâvuru mahallenin üst yanındaki zeytinliğe makineli tüfekleri kurmuş, yukarıdan aşağıya mermi yağdırıyor. Hava çok soğuk, kar büyüklerin beli beraberinde. Ben anamın kucağında idim. Nenem de yanımızda, bir yerden mi geliyorduk, bir yere mi gidiyorduk, şimdi çıkartamıyorum Gâvur bizi gördü yağmur gibi yağdırmaya başladı. Mermiler, şarapneller patır patır yanımıza yönümüze düşüyor, makineli cayırtısından kimse kimseyi duymuyordu. Gavurun avrat uşak dediği yok, ver ha ateş ediyor. Anam can havliyle beni kucağından atıp kaçmaya başladı. Yaşım küçük, o karda kıyamette istesem de yürüyemem. Bir de baktım rahmetlik nenem üstüme abanmış, 'çocuğumu burada bırakmam' diyerek bana siper oluyor. Öldürmeyen Allah öldürmez. Nenem beni bağrına basıp dolu gibi yağan mermiler arasından geçirdi, bir evin duldasına atıverdi. Rahmetlik çok yiğit idi. Sonraki günlerde elinde dahra, çetelerle heraber gâvura karşı harb ettiği anlatılırdı. İşte ben bunun için nenemi anamdan çok severim." Böyle şeyler bugün bize kolay geliyor. Bir ananın çocuğundan bile Vazgeçebildiği şu sahne ne demektir? Âdeta bir kıyamet yaşanmış. Bugünler böyle zorluklarla, fedakârlıklarla kazanılmış. Kıymetini bilmek lâzım.

Kuşlar ONLAR’ı tanır,

Koyunlar ONLAR’ı tanır,

Bu ağaçlar da ONLAR’ı tanır…

“ Onlar’ın üzerinde kök salmaktan haya ederim “ der,

İki bölüm şeklinde çıkar.

Sizin dışınızdakiler ONLAR’ı tanırken, hürmet ederken,

Memnuniyet hisseder, ders alırken;

 

Siz ONLAR’ı ne kadar tanıyorsunuz ?

Gurbet geceleri çekilmez oldu
Maraş'ı özledim sizi özledim
Bu ateşe yürek dayanmaz oldu
Poyrazı özledim tozu özledim

Divanlı Kuyucak Kayabaşı'nı
Bıçakçı çarşısı Çarşıbaşı'nı
Sohum edip yenen bulgur aşını
Ekmek ile bazlamayı özledim

Kazmaya giderken Üngüt'ten geçtim
Durdum o, cennette biraz eyleştim
Bir çınarın gölgesine yerleştim
Azeziyi kabarcığı özledim

Çam kokardı Kapıçam'ın dağları
Çağlardı Döngelin Çağlayanlar’ı
Saraycığın kıvrım kıvrım yolları
Hopur’ u Hartlap’ ı Sır'ı özledim

GARİP BEHRAM TORAMAN

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi...
Bedrin Arslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın.

Ey, şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Asım'ın nesli... diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
0, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

MEHMET AKİF ERSOY

 

Paylaşın