Buradasınız

Bir 12 Şubat Tadımlığı

BİR 12 ŞUBAT TADIMLIĞI

Maraş, Milli Mücadelesinin öncü isimlerinden biri de Arslan Bey'dir. Halkımızın o hoş deyişiyle "Arslan Bağ"dır. Arslan Bey'i, pek çoğumuz, hele gençlerimiz pek tanımazlar Maraş Harbi'ni görmüş, yaşamış nineler, çocukluk anılarının efsaneleşmiş menkıbeleşmiş isimlerine " Harp Herifleri " derlerdi. Arslan Bey'de Maraş'ın bu harp heriflerinin "Başçılı" idi. Beyrut'ta Polis kolejini bitirmiş, Başkomiserliğe kadar yükselmişti. Ama doğduğu toprakların Mütareke'nin ağır şartları altında işgal edilmesi üzerine Maraş'ın Kurtuluşu için Maraş'a koşup gelmişti. Maraş o zaman "fan fan öterken" ve de "ortalık nohut sapı" iken meydana atılmış, etrafını derlemiş toplamış, onları da kendisi gibi kükretmiş; Maraş Müdafaa- i Hukuk Cemiyeti'ni teşkilatlandırmış, Kurtuluş Mücadelesinin ilk gününden son gününe kadar "Arslan Bey" olarak hep ön safta düşmanla pençeleşmiştir.

Kurtuluş'tan sonra Atatürk'ün çağrısı üzerine l. Donem Maraş Milletvekilliği yapmış, daha sonra Göksun'da kendi adıyla anılan çiftlikte yaşamış; çiçekleriyle, güvercinleriyle mutlu, huzurlu ve gurur dolu günlerle ömrünü tamamlamış ve 1963'te v e f a t etmiştir.

Aslan Bey, her 12 Şubat Bayramında "Kurtuluş G a z i l e r i ' n i n en önünde, dimdik, başında bir zafer tacı gibi parlayan ve kendisini daha vakurlaştıran apak saçlarıyla tören yerinden geçerken bir alkış tufanı kopardı. Maraş'lı, onu görünmez bir ordunun başında, ak yeleli atının üzerinde imiş gibi hayal eder, gönülden coşarak selamlardı. O yılların "Çete Bayramı", çetin kış şartlarına rağmen sımsıcak, cıvıl cıvıl olurdu, Toprak damların, meydandaki ağaçların üzerleri salkım saçak, Öbek öbek insanlar doluşur, Arslan Bey yine başta Kurtuluş Gazilerinin geçişi dört gözle beklenirdi. Maraşlı'nın gözleri onu arar, parmakları onu gösterirdi.

Çok değil, sadece bir defacık Kurtuluş Gazilerinin önünde görülmedi. Arslan Bey, bu Çete Bayramında niye yoktu? Soruldu soruşturuldu:

- Ölmüş müydü, bir garip gibi?..

- O nasıl söz, ağzından yel alsın!

- Peki, hasta filan olmasın?

- Arslan Bey, arslan gibi idi maşallah..,

- O halde, n’oldu Arslan Beyimize?

Her türlü olasılıklar dillerden döküldü. "Arslan Bağ'ımızı küstürdük, gücendirdik mi?" denildi. En iyisi evinde ziyaret etmekti. Bedestenin üst başındaki saç kaplamalı, altı tekel deposu olarak kullanılan evine gidildi. Arslan Bey, gelenleri kapıda karşıladı, yukarıya buyur etti. Hal-hatır soruldu, kahveler içildi. Arslan Beyin keyfine diyecek yoktu. Kurtuluş günlerini yaşayarak rak yaşatarak bir daha anlattı. Hatta gözü gibi baktığı, canı gibi sevdiği evinin çatısındaki güvercinleri gelen misafirlerine gösterdi, tanıttı, tanıştırdı. Onların yani güvercinleri tek tek özelliklerini, adlarını saydı döktü.

Gelenler, içleri rahat döndüler. Ama Arslan Bey'in neden o yılki Çete Bayramı'na teşrif etmediği yolundaki sorularına inandırıcı cevap alamadılar.

Arslan Beyin arkasından Kurtuluş Gazileri bir bir eksilerek çekip gittiler. Ölümünden yıllar sonra eşi Nazmiye Hanıma bir vesile ile aynı soru bir daha soruldu:

- Arslan Bey, o yılki çete Bayramına niçin katılmamıştı.

- Yavrum ne diyeyim bilmem ki... Rahmetli; "Hanım ağzını sıkı tut, kimseye bir şey çıtlatma" dediydi de...

- Bu bir devlet sırrı mı, ne var ki bunda?

- Elbette, elbette devlet sırrı değil...

- O halde?

-O haldesi şu... Arslan Bey çok gururlu bir insandı. Sırtında giye giye iyice eskittiği bozarmış elbisesinden başka giyeceği yoktu. Kime varıp da: "Efendim, bu Çete Bayramı'nda beni ma'zur görün. Maraşlı’nın karşısına çıkacak yeni bir takım elbisem yok. Onun için yüzümde yok!" diyebilirdi.

Haydi seninle olalım, sen Arslan Beyin yerinde olsan, ne yapardım

yavrum?... Haydi söyle

Paylaşın